HikayelerSihir Hikayeleri

Kerpiç Evin Gizemi: Cezası Dünyada Verilen Kadın

Mahallemizde bir büyücü kadın yaşardı. Adını anmaktan bile çekinirdik; sanki ismini söylemek bile üzerimize bir uğursuzluk çekecekmiş gibi… Herkesin dilinde onun yaptığı büyülerin, yıktığı yuvaların, hatta yol açtığı açıklanamayan hastalıkların hikayeleri dolaşırdı. Özellikle yeni evlenen, mesut çiftler ve işleri yolunda giden esnaflar onun hedefi olurdu. Bu, bilinen ama kimsenin yüksek sesle konuşmadığı bir sırdı. Herkes, “Ya bize de bir şey yaparsa?” korkusuyla kadından uzak dururdu. Bu korku, mahallenin üzerindeki puslu havadan daha ağırdı.

Hatırlıyorum, bizim eve bile birçok kez gelmişliği vardı. Rahmetli ninem ile çok samimi bir arkadaşlıkları vardı ve bu samimiyet, benim için hep bir huzursuzluk kaynağıydı. O, evimize geldiğinde sanki havanın yoğunluğu değişir, odayı garip bir ağırlık kaplardı. O uzun çay seanslarının ardından, bir süre sonra evde tuhaf şeyler bulmaya başlardık: duvar çatlaklarına, kapı pervazlarının arasına sıkıştırılmış, kurumuş otlarla bağlanmış küçük bez parçaları ve anlaşılmaz şekillerle dolu buruşuk kâğıtlar.

Annemle babam şaşkınlıkla, bazen de büyük bir öfkeyle bu muskaları çıkarır, yakıp küllerini rüzgâra savururlardı. Ama nafile. Büyülerin tesiri, hissedilirdi. Özellikle babamın anneme karşı tavırlarındaki o ani, açıklanamaz soğukluk, o gereksiz çıkışlar… Evimizdeki sıcak neşe, bir anda buz keserdi. Biz, evlatları olarak bu durumu anlamakta zorlanır, sadece sessizce izlerdik. Yaptıran kişinin kim olduğu da malum şüpheliydi; ninem. Kendi oğlu ve gelininin mutlu olmasını istemezdi, araları bozulsun isterdi. Ne tuhaf, ne karanlık bir kıskançlık ama onun yaptırıp yaptırmadığını’da Allah bilir.

Bu büyücü kadın, bu muska denen şeyleri kendisi yazar, içlerine anlaşılmaz yazılar ve duaların tersine çevrilmiş hallerini çizerdi. Ancak işleri yürütmek için mahalledeki bir piyonu kullanırdı: Akli dengesi pek yerinde olmayan, kimsesiz ve ihtiyaç sahibi bir kadını. Ona biraz para, birkaç parça yiyecek verip, “Şunu al, şu evin filanca yerine koy,” diye gönderirdi. Zavallı kadın, hem yoksulluktan hem de bu uğraştığı şeylerin tesirinden dolayı aklını tamamen kaçırmış, artık önüne gelene tuhaf şeyler fısıldar hale gelmişti. Büyücü kadın değil, onu kullanan üç harflilerdi asıl tehlike.

Bir keresinde, babam kümesin duvarlarını tamir ederken, üzeri kalın bir çamur tabakasıyla sıvanıp gizlenmiş, kalın bir bez parçası buldu. Merakla ve büyük bir huzursuzlukla bezi kazıyıp çıkardı. Bez parçası, naylonla kat kat sarılmıştı ve içinde koyu, macun kıvamında, yağa benzeyen iğrenç kokulu bir madde vardı. Babam bezi açar açmaz, o tuhaf yağ elinden fırladı. Sanki görünmez, şiddetli bir güç, onu itmişti. Babamın yüzü bembeyaz kesilmiş, tüm bedeni zangır zangır titriyordu. Korkusu bir yana, elindeki şeyin yaydığı o tuhaf, ağır enerji, o anki havayı bile keskinleştirmişti.

Babam, “Çabuk ol, bunu kanala at,” dedi, sesi titriyordu. Büyücü kadınla ilgili bildiğimiz kadarıyla, bu tür kötü tesirli objeleri akan suya atıp temizlenmesini sağlamak adettendi. Bisikletime atladım, o uğursuz bez parçası elimde, mahalledeki kanala doğru hızla pedallıyordum. Kanala iyice yaklaştığımda, aniden, sanki görünmez bir elektrik akımına kapılmış gibi oldum. Şiddetli bir sarsıntı hissettim, kontrolü kaybettim ve bisikletten kayıp düştüm. Dizim kanıyordu ama acısını hissetmiyordum bile. Zar zor, titreyen ellerimle, o bezi suyun akışına bırakmayı başardım. Akan suyun onu alıp götürdüğünü görmek, içime derin bir rahatlama verdi.

O büyücü kadın inanın, çok uzun yaşadı. Ama ölümü, hiç de kolay olmadı. Bir gün… Sağanak bir yağmur yağıyordu. Gök adeta delinmişti, dışarı çıkmak için deli olmak gerekirdi. İşte o korkunç yağmurun ortasında, mahallede bir koşuşturmaca, çığlıklar yankılanmaya başladı. Büyücünün kerpiç evi, o suyun altında, cayır cayır yanıyordu. İtfaiye sirenleri eşliğinde geldiğinde, o sağanak yağmurun altında o kerpiç evin nasıl olup da sönmediğini kimse anlayamadı. Yangın söndürme ekipleri, suyun ve alevlerin inadına müdahale ediyordu.

“Belki de yaptıklarının bedelidir,” diyordu yaşlı teyzeler, pencerelerden. “Ne yaşattıysan onu yaşamadan ölmezsin derler ya… Kaç kişinin canını yaktı ki, Allah o ateşin sönmesine izin vermedi.” Bu yanış, herkese bir ilahi adalet dersi gibi geliyordu. Zar zor sönen yangın sonrası yağmur da azalmış, gökyüzü sessizliğe bürünmüştü. İtfaiye ekipleri, o yanmış kerpiç evin külleri arasından, kadının yanmış bedenini çıkartıyorlardı.

“Sihir yapmak haramdır, büyük günahlardan olduğunda âlimler arasında ittifak vardır. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sihir yapmayı yedi büyük günahtan biri saymıştır.”

İşte öyle sevgili okuyucularımız. Duyumlarımıza göre, başka bir büyücünün yaptığı işlerden dolayı bir kişinin daha böyle yanarak can verdiğini duydum. Belki onun cezası buydu. Belki de bu, bir döngüydü. Yüce Allah’ın vardır bir bildiği. Allah belki dünyada verdi cezasını. Ahiretteki hesabını ise kim bilebilir ki?

Nazar, Büyü ve Benzeri Olumsuzluklardan Korunma Duaları

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, sevgili torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (r.a.) nazar, büyü ve benzeri her türlü olumsuzluktan korumak amacıyla okuduğu rivayet edilen duadır:

🌟 Arapça Metin

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ

🗣️ Türkçe Okunuşu

“Eûzü bi kelimâtillâhi’t-tâmmeti min külli şeytânin ve hâmmetin, ve min külli aynin lâmmeh.”

✍️ Anlamı

“Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden (nazar eden, dokunan gözlerden) Allah’ın eksiksiz (noksansız ve tam) kelimelerine sığınırım.”


Kaynak: Buhârî, Ehâdîsu’l-enbiyâ, 10; bkz: İbn Mâce, Tıb, 36.

📖 Felak Suresi (113. Sure)

🕋 Arapça Metin ve Okunuşu

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ Bismillâhirrahmânirrahîm.

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ 1. Kul e’ûzü birabbil felak.

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ 2. Min şerri mâ halak.

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ 3. Ve min şerri gâsikın izâ vekab.

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ 4. Ve min şerrin neffâsâti fil ukad.

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥﴾ 5. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

🇹🇷 Türkçe Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. De ki: Sabahın/yarılışın Rabbine sığınırım;
  2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
  3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
  4. Düğümlere üfleyen (büyücü) kadınların şerrinden,
  5. Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden!

Bu sure, Müslümanların, gözle görülür veya görünmez tüm kötülüklere karşı yegâne sığınma kapısının Allah (c.c.) olduğunu ifade eden kısa ve güçlü dualardandır.

Nas Suresi (114. Sure)

🕋 Arapça Metin

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦﴾

🗣️ Türkçe Okunuşu

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

  1. Kul e’ûzu bi-Rabbi’n-nâs.
  2. Meliki’n-nâs.
  3. İlâhi’n-nâs.
  4. Min şerri’l-vesvâsi’l-hânnâs.
  5. Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n-nâs.
  6. Mine’l-cinneti ve’n-nâs.

🇹🇷 Türkçe Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
  2. İnsanların malikine (gerçek sahibi ve yöneticisine),
  3. İnsanların (gerçek) ilahına;
  4. İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi (geri çekilen) vesvesecinin şerrinden.
  5. O ki, insanların göğüslerine (kalplerine/iç dünyalarına kötü düşünce, şüphe) vesvese verir.
  6. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım.)

Felak ve Nas sureleri, Kur’an’da genellikle ard arda okunan ve genel olarak tüm kötülüklerden, sihirden, nazardan ve vesveseden Allah’a sığınma duaları olarak bilinen surelerdir.

Ayetel Kürsi (Bakara Suresi, 255. Ayet)

Bu ayet, İslâm inancında korunma, esenlik ve Allah’ın büyüklüğünü anlama amacıyla sıkça okunur.

🕋 Arapça Metin

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

🗣️ Türkçe Okunuşu

“Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâhü lâ ilâhe illâ huvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih, ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yü-hîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.”

🇹🇷 Anlamı

Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah (O’ndan başka) hiçbir ilah olmayandır. (O,) Diridir, Kayyumdur (varlığı kendi kendine yeten, her şeyi ayakta tutandır) onu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını, olmuşu ve olacağı) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, Yücedir, Büyüktür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir