Köyde Bir Hırsızlık Döngüsü
ben burda yıllardır çiftçilik yapıyom kardeş her sabah kalkıyom tarlaya gidiyom bakıyom ki sulama boruları yok yağmurlama sistemleri sökülmüş gitmiş
Gerçek Hayat Hikayeleri
Gerçek Hayat Hikayeleri
ben burda yıllardır çiftçilik yapıyom kardeş her sabah kalkıyom tarlaya gidiyom bakıyom ki sulama boruları yok yağmurlama sistemleri sökülmüş gitmiş
Bir okuyucumuzdan gelen hayat hikayesi bu hikayeyi okurken yaşayacaksınız bir sabah uyandım ki vücudumda hiçbir his yok bacaklarım taş gibi
Dağların yamacında eski çam ormanının derinliğinde ormancı Hasan baltasını her vuruşta yüreğine de indiriyordu artık o gün ağaç devrildiğinden beri
Kadın ölümden deli gibi korkuyordu her gece yatakta dönüp duruyor rüyasında kara bir gölge beliriyordu elini uzatıyordu o gölge soğuk
bir davulcu bir zurnacı bir de sazcı vardı isimleri hasan hüseyin ve mehmet köyün en ünlü üçlüsüydü yirmi yıldır birlikte
Güneş, Anadolu’nun bu uzak dağ köyünün ardına çekilirken, gökyüzü önce kızıla, sonra ağır bir mora boyanırdı. Köyün üzerine çöken o puslu karanlık, her canlı için bir huzur ve dinlenme müjdesiydi. Ahırlarda hayvanların sesleri kesilir, pencerelerdeki gaz lambaları birer birer karartılır, kapılar sürgülenirdi. Ancak bu köyün orta yerinde, kerpiç bir evin pencereleri hiç sönmezdi. O evin içinde İhsan, dünyanın en ağır yükünü, uyanık kalmanın azabını tek başına taşıyordu.
İhsan için uyku, artık sadece masallarda anlatılan bir efsaneydi. Tam yedi aydır gözlerine tek bir damla uyku girmemişti. Göz kapakları sanki görünmez eller tarafından yukarıya çivilenmişti. Bedenen tükenmişti, ayakları onu taşıyamayacak kadar pelteleşmişti ama zihni… Zihni sanki binlerce arının aynı anda vızıldadığı bir kovan gibi hiç durmuyordu.
Gecenin en karanlık vaktinde, eski bir ahırın tavan arasında büyük bir mücadele yaşanıyordu. Minik bir sivrisinek olan Şifa, hasta annesinin başucunda bekliyordu. Annesi solgun, kanatları güçsüzdü. Şifa biliyordu ki; annesinin tek kurtuluşu o büyük evdeki taze bir damla kandı.
O akşamın hikayesini yazmak için kalemi elime aldığımda, mürekkep değil, doğrudan ruhun acısı akmaya başlıyor. Hikaye, Korkuteli’nin o meşum asfaltında
Annesini bir kazada kaybeden, hüzünlü ve sahipsiz Fino köpeği Cesur, parkta yalnız yaşamaktadır. Cesur’un tüylerinde yaşayan pire Pipet, Cesur’a delicesine aşık olur. Pipet, aşkını kanıtlamak ve Cesur’un yalnızlığını unutturmak için sürekli onun kanını emer, böylece Cesur’un onu fark etmesini sağlamaya çalışır. ancak bu karşılıksız aşk, Cesur için büyük bir kaşıntıya ve bitkinliğe dönüşür. Pipet, sevgisinin ona acı verdiğini anlayınca, onu iyileştirmek için en büyük fedakarlığı yapar ve Cesur’dan ayrılıp başka bir köpek olan Işık’ın üzerine geçer. Cesur, kaşıntıdan kurtulunca neşesini geri kazanır ve Işık ile yakınlaşmaya başlar.