Sana Kirayı Nasıl Ödettim Ama: Eşimin Son Şakası

Ayşe ve Murat, ikisi de devlet okulunda görev yapan pırıl pırıl iki genç öğretmendi. Evlendiklerinde, hayatları boyunca sürdürmeyi planladıkları neşeli ve rasyonel birlikteliklerinin temelini atacakları o meşhur finansal anlaşmayı yaptılar.
Mutfağın bir köşesinde, çay eşliğinde, Murat konuya girdi: “Ayşe’m, canım eşim. Biz iki eğitimciyiz, iki mantık insanı. Bu evliliğin yükünü eşit omuzlayacağız. Ben de matematikçiyim sonuçta, her şey adil olacak!”
Murat, büyük bir ciddiyetle planı açıkladı: “Tamamdır. Anlaştık. Mutfak giderleri, çocukların eğitimi, elektrik, su, doğal gaz… Bu ağır kalemlerin hepsi benden!”
Ayşe merakla sordu: “Peki ben neyi üstleneceğim?”
Murat, zafer kazanmış bir komutan edasıyla ilan etti: “Canım, sen de sadece şunu ödeyeceksin: Evin kirasını! Bu kadar basit.”
Ayşe, omuz silkti: “Tamam Murat, adil bir anlaşma. Kabul.”
Aradan yirmi yıl geçti. Ayşe ve Murat’ın iki çocuğu ortaokul ve lise çağlarına gelmişti. Çocukların kurs masrafları, ergenlik ihtiyaçları ve yükselen faturalar yüzünden Murat’ın “Diğer Her Şey” kalemi, Ayşe’nin tek kalemi olan kirayı çoktan geçmişti.
Bir akşam, Murat fişleri masaya bıraktı ve yorgun bir sesle karısına döndü:
“Ayşe’m, yirmi yıl oldu. Sen halen tek kalemi, kirayı ödüyorsun. Ben ise bu yirmi yıl boyunca mutfak, faturalar, okul kitapları, özel dersler… Hepsini topladım. Biliyorum, hayat müşterek, ama artık gerçekten yetişemiyorum. Diğer giderlerden de biraz olsun yardım edemez misin?”

Ayşe, kocasının gözlerindeki yorgunluğu gördü ve elini omzuna koydu. “Biliyorum canım. Merak etme, hayat arkadaşım. Yetişemediğin yerde, elbette destek yapacağım.”
Bu sözden sonra, Ayşe kirayı aksatmadan ödemeye devam ediyor; ancak Murat’ın büyük bir fatura ödemesi gerektiğinde, sessizce ve kendiliğinden destek oluyordu. Bu destekler, Murat’ın yükünü hafifletiyor, evdeki neşeyi ve huzuru koruyordu. Hayat bu şekilde, karşılıklı destek ve sevgiyle akıp gitti.
Birkaç yıl sonra… Murat, bir pazartesi sabahı, kahvesini yudumlarken geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu vefat etti.
Ayşe, kocasının yokluğunda evin sessizliğine alışmaya çalışıyordu. Banka işlemleri için Murat’ın cüzdanını açtığında, bir tomar fiş ve fatura ile birlikte, Murat’ın o bilindik neşeli yazısıyla bir not buldu:
“Canım Ayşe’m, Hani ‘Yetişemediğin yerde destek yapacağım’ demiştin ya? Şu an tam da o yetişemediğim yerdeyim. Artık bütün yük sana kalıyor. Lütfen sen kendine destek ol. O kahkahayı sakın bırakma. Seni çok seven Eşin, Murat.”

Ayşe, kocasının son notuyla boğuşurken, günler sonra avukat kapıyı çaldı. Çocukları da yanına alarak avukatın karşısına oturdu.
Avukat: “Murat Bey, size bir miktar para ve bir ev bırakmıştır.”
Ayşe şaşkınlıkla: “Ev mi? Avukat Bey, yanlış bir talimat aldınız herhalde. Bizim evimiz yok ki, bu ev kiraydı.”
Avukat gülümsedi: “Hayır Hanımefendi. Buyurun, tapunuz. Eşinizin üzerine kayıtlı.” Avukat hafifçe öksürdü. “Aslına bakarsanız, bu ev tam 50 yıldır eşinizin üzerine kayıtlı.”
Ayşe donup kaldı: “Elli yıl mı? Ama biz yıllardır Gülay Hanım’a kira ödüyorduk!”
Avukat omuz silkti: “Orasını bilemem hanımefendi. Ama kendi eviniz için bir başkasına kira ödemeniz, itiraf etmeliyim ki, benim de tuhafıma gitti.”
Ayşe, hemen Gülay Hanım’ın adresini buldu. Gülay Hanım, Ayşe’yi görünce yüzündeki neşeli ifade hemen soldu.

“Gülay Hanım, bu ne saçmalık? Ev bizimse, neden yıllardır size kira ödedik?”
Gülay Hanım, Ayşe’yi içeri buyur etti: “Biliyorum Ayşe, otur lütfen. Murat benim çocukluk arkadaşımdı. Evleneceğiniz zaman geldi benden rica etti. ‘Ayşe’nin bir eli hep cebinde olmalı. Evin kendimizin olduğunu bilirse, omuzlarımızda yük yok diye düşünür ve gereksiz harcama yaparız,’ dedi. Murat, her ay senden aldığı kira bedeliyle, ekstra iki ev daha satın aldı en son görüştüğümüzde.”
Gülay Hanım, çekmeceden zarif bir mektup çıkardı: “Bana, ‘Eşim gerçeği öğrenmek için bir gün buraya gelirse, ona bunu ver,’ diye tembih etti.”
Ayşe, mektubu titreyen ellerle açıp okudu.
“Sevgili Eşim Ayşem, Belki bana kızacaksın, güceneceksin, yıllardır sana kira ödettim diye. Ama artık gerçeği öğrendin. Evet, sana yalan söyledim. Bütün bunları sadece çocuklarımızın geleceğini düşündüğüm ve hayatımızdaki o neşeli dengeyi korumak için yaptım.
Bu kırk yıl boyunca senin her ay tıkır tıkır ödediğin o ‘kira’ ile, senden ve benden artanları biriktirerek… Sana bu evi bıraktım. Dahası, iki çocuğumuza da birer tane ev aldım. Yetişemediğin yerde sana destek olma sözünü en büyük yükünü alarak tutuyorum.
Ve son bir şey daha: Şu ana kadar evin tüm masraflarını, faturalarını, tamiratlarını ben çektim. Sana kirayı nasıl da ödettim ama 🙂 Güle güle otur, hayatımın Ev Sahibesi.”
Ayşe, elindeki tapuya ve mektuba baktı. Murat, onlara sadece mülk değil; kırk yıllık bir ders, bir hayat felsefesi bırakmıştı. O günden sonra Ayşe, Murat’ın yükünü tek başına taşıyordu; ama artık “Kira” kalemi sonsuza dek silinmişti.
