Görünmez Hikmet: Üç Sınav ve Yusuf’un Sabrı
Yusuf genç yaşına rağmen oldukça başarılı bir tüccardı. İşi iyiydi, kazancı bereketliydi, ancak kalbinde daima bir huzursuzluk ve sabırsızlık taşırdı. Her şeyin planladığı gibi, hemen olmasını isterdi.
Bir keresinde, mallarını satmak için uzak bir şehir pazarına yaptığı uzun bir kara yolculuğu sırasında, yol kenarındaki yemyeşil bir vahanın yakınında yürüyordu. Derken, yorgun ve yıpranmış görünen yaşlı bir adama rastladı. Adamın yüzündeki bilgelik, Yusuf’u hemen etkiledi.
Yusuf, hemen yanına yaklaştı. “Selamün Aleyküm, amca. Size yiyecek ikram edebilirim.” Yaşlı adam gülümsedi. “Aleyküm Selam, evlat. Ben tokum, ancak bana yolculuğumda eşlik edebilecek bir yoldaşa ihtiyacım var.” Yusuf sevinçle kabul etti. “Adım Yusuf. Sizin adınız nedir?” Yaşlı adam sadece, “Bana sadece misafir de,” diye cevapladı.

Birinci Sınav: Kuyu
Yusuf ve Misafir, bahçenin içinden geçerek yollarına devam ettiler. Bahçenin tam ortasında, burayı besleyen temiz ve bakımlı bir su kuyusu vardı. Tam o sırada, Misafir beklenmedik bir şey yaptı. Kuyunun yanındaki büyük taşları ve bir miktar toprağı alarak kuyunun içine doldurmaya başladı, kuyuyu kullanılamaz hale getirdi.
Yusuf dehşetle yerinden fırladı. “Ne yapıyorsun sen be adam! Bu kuyu, gariban bir ailenin tüm geçim kaynağı! Nasıl olur da ona zarar verirsin?” Misafir, sadece: “Sabret,” dedi.
İkinci Sınav: Minibüs

Yolculuklarına devam ederken, bir sonraki kasabaya ulaşmak için yolda karşılarına çıkan, eski ve hurda görünümlü bir minibüse bindiler. Şoför, iyi kalpli ve dürüst bir adamdı. Yolun ortasında, Misafir aniden şoförden durmasını istedi. Araçtan indi, kaputu açtı ve bir anlığına motorun içine baktı. Misafir gizlice, elindeki küçük bir aletle motorun hayati bir parçasına zarar verdi ve hızla yerine döndü. Şoför tekrar çalıştırmaya çalıştığında minibüs bir daha asla hareket etmedi. Yusuf’un sabrı iyice zorlanmıştı.
Üçüncü Sınav: Cam Kırma

Yürüyerek kasabaya ulaştılar. Gece çökmeye başladığında, küçük bir tamirhanenin önünden geçiyorlardı. Burası, geçimini onurla sağlayan bir elektronikçiye aitti. Misafir durdu. Yerde bulduğu ağır bir taşı alarak, tamirhanenin büyük vitrin camını kasten kırdı. Camın şangırtısı mahallede büyük bir gürültüye neden oldu. Kırılan camın sesini duyan komşular hemen pencereye fırladı.
Yusuf’un artık sabrı kalmamıştı.
“Artık yeter! Yeminimi bozdum, evet! Ama cevap vermek zorundasın!” dedi Yusuf, sesi titreyerek. “O kuyuya zarar verdin, minibüsü bozdun ve şimdi de bu fakir esnafın camlarını kırdın! Senin niyetin nedir? Kimsin sen?”
Misafir gülümsedi. “İşte şimdi, benimle yoldaşlığın sonuna geldin Yusuf,” dedi Misafir. “Sana, sabretmen gereken ama sabredemediğin şeylerin iç yüzünü açıklayacağım.”
Misafir, Yusuf’u elinden tuttu ve yavaşça konuşmaya başladı.
“Zarar verdiğim o kuyuya gelince: O bahçe, fakir ama alın teriyle geçinen bir ailenindi. İleride, yolu oradan geçecek olan zalim bir beyin emri vardı. Beyin adamları, kusursuz ve tam verimle çalışan tüm kuyulara el koyacaktı. Ben kuyuyu geçici olarak doldurarak, dışarıdan bakıldığında ‘kusurlu’ görünmesini sağladım. Böylece beyin adamları kuyuyu es geçecek ve aile, onarım sonrası yine geçimine kavuşacaktı. Görünürdeki zarar, aslında büyük bir kurtuluştu.”
“Gelelim o minibüse: O minibüsçü dürüst ve iyi kalpliydi, ancak minibüsün fren sisteminde kimsenin fark edemediği çok büyük bir arıza vardı. Eğer bugün yola devam etseydi, ilerideki dağ yolunda frenleri boşalacak ve o minibüsteki herkes ölümle karşılaşacaktı. Ben motoru bozarak, aracın yoluna devam etmesini engelledim. Görünürdeki sabotaj, aslında yolcuların ve şoförün hayatını kurtarmaktı.”
“Gelelim kırdığım camlara: O dükkânda çok değerli cihazlar bulunuyordu. Biz oradan geçerken, hemen köşeyi dönmüş olan büyük bir hırsız çetesi dükkâna girmek üzereydi. Benim kırdığım camın gürültüsü, komşuları uyandırdı. Komşular ise hemen güvenlik güçlerine haber verdi. Bu sayede, hırsızlar kaçmak zorunda kaldı ve esnafın tüm değerli eşyaları kurtuldu. Görünürdeki vandalizm, aslında esnafın tüm varlığını kurtarmaktı.”
Misafir, sözlerini bitirdiğinde, Yusuf’un gözlerinin içine baktı.
“Şimdi anladın mı Yusuf? Benim işlerim, senin aceleci ve sınırlı bilginle yargılanamaz. Görünürdeki her kötülüğün ardında, görünmeyen bir hayır; görünürdeki her yorgunluğun ardında ise büyük bir adalet yatabilir.”

Yusuf, Misafir’in önünde utançla diz çöktü. Ancak daha konuşmaya fırsat bulamadan, gözlerini bir anlığına kırptı ve yaşlı adam kaybolmuştu. Yusuf, o an anladı: O misafir, Allah’ın salih kulu, Hızır Aleyhisselam’dı.
Son Söz: İlahi Hikmet ve Sabır
Sevgili Okuyucular,
Yusuf’un ve Hızır Aleyhisselam’ın bu ibret dolu yolculuğu bize gösteriyor ki: Hayatımızda karşılaştığımız her aksilik, her gecikme ve her haksızlık gibi görünen olayın perde arkasında, bizim sınırlı bilgimizle idrak edemeyeceğimiz büyük bir hayır ve ilahi bir adalet yatar.
Tıpkı Yusuf gibi, sabrımız tükendiğinde bile kalbimizdeki teslimiyeti korumalıyız. Unutmayın: Gözün gördüğü şey, çoğu zaman gerçek hikmetin sadece küçük bir parçasıdır.
Gerçek huzur, yargılamakta değil, görünmeyene tevekkül etmekte ve büyük resme güvenmekte gizlidir.
