Dini HikayelerŞehit Hikayeleri

Peygamber’e Komşu Olmak: Dört Şehit Anası

Çanakkale’de, vatanın en zorlu günlerinde dört oğlunu toprağa vermiş, yüreği yanık ama başı dimdik 75 yaşında bir ana vardı. Yaşadığı ev, adeta onun acısı gibiydi; yıkık dökük, viraneydi. Soğuktan ne bacasından bir duman tüter, ne de içinde bir sıcaklık vardı. Kadıncağız, bütün bu yokluğa rağmen, evlatlarının ulaştığı şehitlik mertebesiyle gurur duyuyordu. Ancak ruhu huzursuzdu, sürekli içleniyordu: “Keşke şu yaşımda, şu kalan ömrümde bile olsa, çocuklarımın şehit olduğu bu kutsal vatana bir nebze olsun hizmet edebilsem.” Tek başına kalmıştı; bir kızı bile yoktu, kimsesizdi. Evinin önündeki kör kuyudan zar zor su çeker, bütün gün gözü yolda, belki yoldan bir asker geçer de ona bir bardak ab-ı hayat ikram ederim diye beklerdi. O biliyordu ki, o kanlı savaşta bir damla su, nice kurşundan değerliydi; zira cephelerde hastalıklar kol geziyor, içme suları bile zehir saçıyordu.

Oysa o ana, evlatlarını şehit vererek zaten cenneti garantilemiş, Allah’ın izniyle onlardan şefaat alacak bir mertebedeydi. Yine de durmadan yalvarıyordu: “Allah’ım, sana layık olmak istiyorum. Gerekirse canımı vermek, ben de şehit olmak istiyorum!”

Nihayet, kalbindeki hizmet ateşiyle bir fikir canlandı. Hemen harekete geçti. Elindeki at arabasına ne kadar kova bulduysa doldurdu ve kör kuyunun suyunu tek tek çekip kovaları hıncahınç doldurdu. “Askerlerim susuz kalmasın,” diyerek mevzilere, cepheye doğru yola çıktı.

Savaşın izlerinin belirginleştiği o korkunç yolda ilerlerken, yerde kanlar içinde, sürünmekte olan yaralı bir düşman askeri gördü. Dilini anlamıyordu ama askerin feryatları, çaresizliği yaşlı kadının yüreğine dokundu. Kendi kendine mırıldandı, sesi titriyordu: “Belki de evlatlarıma kurşun sıkanlardan biri sendin. Ama biliyorum ki, evlatlarım vatan uğruna şehit oldular. Sen de bir emir kulusun, belki sen de ölecektin. Senin annen de senin için ağlayabilirdi…” Durdu, gözlerini göğe dikti, derin bir teslimiyetle fısıldadı: “Ama yarattığı kullar arasında Allah bile ayrım yapmıyorsa, onun nafakasını, nasibini veriyorsa, ben kimim ki sana bir parça su vermekten, bir parça ekmek vermekten imtina edeceğim?”

Hemen heybesinden kalan son parça ekmeği çıkardı, tastan su doldurdu ve askere uzattı. Üzerindeki yamalı elbiseden bir parça yırtarak askerin kanayan yaralı ayağına sardı. Ardından, onu at arabasındaki boş bir yere oturtup üzerine bir örtü örttü. “Seni bizim askerlerimize teslim edeceğim. Merak etme,” dedi, yabancı askere bakarak. “Biz, yaralıya ve mazluma silah sıkmayız.” Düşman askeri, acıyla karışık bu inanılmaz şefkat karşısında bayıldı kaldı.

Komutanların bulunduğu çadıra yaklaştığında, nöbetçi askerlerden biri heyecanla bağırdı: “Komutanım, bir kadın geliyor, at arabalı!” Komutan hızla koşarak kadına doğru geldi: “Buyur ana, başımızın tacısın, hoş geldin!” dedi.

Yaşlı kadın, vakur bir sesle cevap verdi: “Oğlum, size su getirdim, biraz da yiyecek. Elimden ne gelirse…” Sonra yanındaki baygın düşman askerini gösterdi: “Bir de yolda bu yaralıya rastladım. Onu da size getirdim. Biliyorum, siz ona kötülük yapmazsınız. Merhametiniz büyüktür. Onu tedavi edin evladım.

Komutanın gözleri yaşlarla doldu, annenin yüceliği karşısında eğildi: “Anacığım sen kimsin ki bu merhameti gösterirsin?” Anne, göğsünü gere gere söyledi: “Oğlum ben dört şehit annesiyim. Bütün çocuklarımı Çanakkale’de şehit verdim. Şimdi de, onlar için, sizin için, bu vatana hizmet etmek için cepheye geldim.

Komutan, derhal yaralının tedavi edilmesi emrini verdi ve anaya seslendi: “Karnın aç mı ana? Gel, bize katıl, bir lokma bir şey ye.” Anne, fedakârlığın zirvesini gösterdi: “Yok oğlum. O yemek buradaki evlatlarımın yemeği. Ben ne olsa yerim, içerim. Ama askerlerimin bu yemeğe ihtiyacı var.

Görevi tamamlamanın huzuruyla, “Oğlum ben gideyim. Allah nasip ederse tekrar sizlere bir şeyler getireceğim. Allah size güç versin, Evlatlarım!” diyerek oradan ayrıldı.

Askerler, tedavi ettikleri düşman askeriyle, çat pat bildikleri yabancı dille konuştular. Asker, gözlerinde derin bir pişmanlıkla yaşadığı manevi anı anlattı: “O kadına rastladığımda bayılmış kalmıştım. Gözümü açtığımda, yanımda dört asker belirdi. Onlar bana şöyle dedi: ‘Siz sanıyorsunuz ki, karşınızda az sayıda Türk askeri savaşıyor. Halbuki biz, askerlerimizle beraber tüm şehitler cephede savaşmaya devam ediyoruz.’ O an anladım ki, bizim savaşımız yanlış. Sizin yaratıcınız olan Tanrı sizinle beraber, sizi koruyor. Ve ben de artık sizin Tanrınıza inanıyorum.”

Yaşlı kadın, cephedeki en büyük merhamet görevini yerine getirmiş, evine vardığında, o anlar için hayatı boyunca beklediği en büyük mükafatla karşılaştı. Hasretini çektiği, Vatan uğruna şehit verdiği dört evladı, evin içinde belirmişti. Evlatları ona huzurla seslendi: “Anne, gel bizimle. Yüce Allah, senin merhametin ve fedakârlığın sayesinde, sana ve bize Peygamber’e komşu olmayı nasip etti.” Şehit anası, son nefesinde bile vatanına hizmet etme arzusunun ve merhametinin karşılığını, ebedi huzura kavuşarak aldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir