Acı HikayelerÇaresizlik HikayeleriGerçek Hayat HikayeleriHikayeler

Bir Garip Hurdacı

Adı Ramazan’dı, ama adının taşıdığı manevi huzur, kaderinin acısıyla tezat içindeydi. Babasını hiç tanımadı; o daha küçücük bir bebekken babası ölmüştü. Annesi, sevgisizliğin en keskin haliyle, onu küçük yaşta terk edip gitmişti. Kendisinden büyük ablasını da yanına alarak yeni bir hayata yelken açmıştı.

Ramazan, amcaların ve halaların evleri arasında geçen bitmek bilmez bir sürgündü. Onu seven, şefkat gösteren tek bir bakış bile atmadılar. Biri kovar, diğeri sızlanarak kapıyı açardı; amaç, omuzlarındaki yükten kurtulmaktı. Ramazan’ın gideceği kimsesi yoktu. Bazen sokaklarda, bazen virane yerlerde sıcak bulurdu. Okul, onun için lüks bir hayaldi.

Yıllar geçti, Ramazan büyüdü. Hayatını sokaklarda geçirdiği için, ekmeğini çöplerden hurda demir ve kâğıt toplayarak çıkarmaya başladı. “Ekmeğini çöpten çıkarmak”, işte buydu onun alın teri.

Anne babadan kalan araziler, evler… Hepsi amcaları tarafından gasp edilmişti. O, hiçbir şeye sahip olmadan evlendi. İlk başta kirada yaşadı, o evlilikten boşanıp bir çocuğu oldu. Daha sonra başka biriyle evlendi, ondan iki çocuğu oldu. Kayınpederinin köyünde hurdacılık yapardı. Kayınpederi ona elinden geleni yapsa da, kayınvalidesi onu hiç hazmetmezdi. Kendi ailesi dahi yardım etmezken, eşinin ailesinden destek gelmemesi onu üzüyordu. Günübirlik yaşıyor, kazandığı para ancak o günkü ihtiyaçlarını gideriyordu.

Ramazan’ın en büyük yardımcısı eski, yıpranmış motosikletiydi. Soğuk demeden, yazın kavurucu sıcağına aldırmadan çalışıyordu. İnsanların ona olan tiksinti dolu bakışları yüzünden tutunduğu her yerden kaçmak zorunda kalmıştı.

Borç harç, zar zor nemli, küçük, tek odalı bir ev aldı. Ama Ramazan için orası saray gibiydi. Çocuklarının okul harçlıklarını yetiştirmek adına sabahın dördünde kalkıp, çocuklar okula gidene kadar hurda topluyordu.

Ramazan’ı gören, çocukluğunda hiçbir acı yaşamamış sanırdı. Neşeli bir insandı, insanları güldürür, eğlendirirdi. Tüm yeğenleri arasında sadece bir tanesini severdi. “Bana kimse destek yapmadı,” derdi, “ama ben yeğenime destek yapacağım.” Bir gün, yeğeninin yatılı okula gideceğini öğrenince, hiç çekinmeden kendi telefonunu ona verdi.

Kurban Bayramları geldiğinde, çocuklarının et yiyememe mahcubiyetini kendi ruhunda hissederdi. Fakat Ramazan, biriktirdiği parayla bir kurban kesme gücüne ulaştı. Kendi çocuklarının o mahcubiyeti yaşamasını engellemekle kalmadı, etin büyük bir kısmını da kendi gibi yokluk çeken fakirlere dağıttı.

Yıllar onu yıpratırken, Ramazan azminin meyvesini topluyordu: Bir araba, sonra manzarası olan bir ev aldı. Ancak bu mutluluk kısa sürdü. Midesindeki şişlik ve yorgunlukla doktora gitti. Büyük çocuğu üniversiteyi kazanmıştı. Çocuklarının hayalleri vardı: “Mühendis olacağım, babamı bir daha çalıştırmayacağım!”

Bir gün fenalaştı. Hastanede siroz teşhisi konuldu. Acilen yoğun bakıma alındı. Ve acı haber geldi. Ramazan, kırklı yaşlarda hayata veda etmişti. Ömrünün son demlerinde, sanki öleceğini bilmiş gibi, bir hayat sigortası yaptırmıştı. Kendisi yokken bile, ailesine maddi destekte bulunmuştu.

Ama onun bu zamansız ölümü, geride kalanlar için çok zor olmuştu. Ramazan, hâlen seviliyordu. 2012 yılından beri özleniyor; yaşadığı tüm maziler, hâlen dün gibi akılda.

Böyle bir insan özlenmez mi? Böyle bir insan anılmaz mı? Hatıraları daha dün gibi mazi olan bu insana Allah’tan rahmet dilenmez mi? Öyle bir insandı. Mekânın cennet olsun.

Okuyucu Çağrısı:

Ramazan’ın hikayesi, yokluğun en derininden bile sevgi ve onurun nasıl yeşerebileceğinin kanıtıdır. Onun neşesi, direnci ve ailesine olan koşulsuz bağlılığı, hepimize bir ders niteliğindedir.

Ramazan’ı anan, onunla bir anısı olan veya bu hikayeden etkilenen tüm okuyucularımızı, aşağıdaki yorumlar kısmında onun bıraktığı izleri paylaşmaya davet ediyoruz. Ruhu şad olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir