Üç Kafadar ve Kırmızı Don
bir davulcu bir zurnacı bir de sazcı vardı isimleri hasan hüseyin ve mehmet köyün en ünlü üçlüsüydü yirmi yıldır birlikte
Gerçek Hayat Hikayeleri
Gerçek Hayat Hikayeleri
bir davulcu bir zurnacı bir de sazcı vardı isimleri hasan hüseyin ve mehmet köyün en ünlü üçlüsüydü yirmi yıldır birlikte
Güneş, Anadolu’nun bu uzak dağ köyünün ardına çekilirken, gökyüzü önce kızıla, sonra ağır bir mora boyanırdı. Köyün üzerine çöken o puslu karanlık, her canlı için bir huzur ve dinlenme müjdesiydi. Ahırlarda hayvanların sesleri kesilir, pencerelerdeki gaz lambaları birer birer karartılır, kapılar sürgülenirdi. Ancak bu köyün orta yerinde, kerpiç bir evin pencereleri hiç sönmezdi. O evin içinde İhsan, dünyanın en ağır yükünü, uyanık kalmanın azabını tek başına taşıyordu.
İhsan için uyku, artık sadece masallarda anlatılan bir efsaneydi. Tam yedi aydır gözlerine tek bir damla uyku girmemişti. Göz kapakları sanki görünmez eller tarafından yukarıya çivilenmişti. Bedenen tükenmişti, ayakları onu taşıyamayacak kadar pelteleşmişti ama zihni… Zihni sanki binlerce arının aynı anda vızıldadığı bir kovan gibi hiç durmuyordu.
Uzak diyarlarda, zamanın hızlı aktığı, insanların telaş içinde koşturduğu bir şehrin kalabalık sokaklarından birinde, Mahir Usta’nın fırını vardı. Fırının kapısında
Yaşadığımız dünyada, gözü görmeyen, ayağı olmayan veya fiziksel kusurları olan pek çok insan vardır. Bu farklılıkları normal karşılamadığımız an, kalbimizdeki iyimserliği ve merhameti kaybetmeye başlarız. Oysa bu insanların kalbi ve manevi yükü, dış görünüşlerinden çok daha büyüktür. Bu nedenle, başkalarını yadırgamaktan kaçınmalı; zira gerçek değer, fiziksel eksikliklerde değil, ruhun bütünlüğünü korumaktır.
Ramazan, babasız ve annesi tarafından terk edilmiş büyüdü; hayatı akrabalar arasında sığıntı olarak geçtiği için okuyamadı ve ekmeğini sokaklarda hurda toplayarak kazandı. Tüm zorluklara rağmen neşeli karakterinin ardında büyük fedakarlıklar gizledi; çocuklarına küçük bir evde “saray” kurdu ve kendi imkansızlıklarına rağmen yeğenine telefonunu verecek kadar cömertti. Ramazan, nihayet çocuklarının üniversite hayallerine kavuştuğu anda, 40’lı yaşlarında sirozdan hayatını kaybetti. O, bedenen ayrılsa da, ailesine hayat sigortası ve 2012’den beri süren unutulmaz bir onur mirası bırakan, zorluklara karşı duran bir kahramandı.