Eksiklik Yoktur, Farklılık Vardır

Sağ kolu doğuştan yoktu. Bir bebek için bile normal karşılanmayan bu eksiklik, anne ve babası içinse geleceğe dair sonsuz bir endişe kaynağıydı. Arda, büyürken akrabalar arasında sevgisizce savruldu, okulun ilk gününde ise hemen “kolsuz” ya da “çolak” gibi etiketlerle anılmayı öğrendi. Oysa o, zihinsel sınırları olmadığını kanıtladı; her şeyi hemen öğrenir, sınıfının çalışkanı olurdu. Öğretmeni onu çok seviyor, yadırgamıyor, olduğu gibi kabul ediyordu.

İlköğretim yılları başarılarla akıp gitti. Ortaokulda ise hayatına bilmediği, karmaşık bir duygu girdi. Yedinci sınıfta sınıfa yeni gelen Canan’a aşık oldu. Daha Canan’la göz göze gelmeden, onun varlığıyla dolup taşmıştı. Canan, ona hiçbir zaman bakmıyordu; Arda bu aşkı kendi kendine yaşıyordu. 7. sınıfın ilk yarısında, Canan’la aynı derecede başarılı olup takdir belgelerini yan yana aldılar. Canan o an bile ona bakmayınca, Arda bu aşkın imkansız olduğunu düşündü.
Lise tercihi yaparken, “Engeller mesleğe engel değildir,” sözüne sıkı sıkıya tutundu ve marangozluk okumaya karar verdi. Meslek okulundaki öğretmenler, iki elle bile zor yapılacak bu mesleği tek kollu bir gencin nasıl başaracağını merak ediyorlardı. Fakat Arda, azmiyle tüm beklentileri yıktı. Kısa sürede atölyenin en hızlı ve en yaratıcı çözüm bulan öğrencisi oldu.
Okul bittikten sonra Arda, adının hakkını verdi. Bir dükkân açtı, ve kısa sürede Türkiye’nin en iyi mobilyalarını yapmaya başladı.

Anne babası, oğullarının mürüvvetini görmek istiyordu. İyi bir aile ve iyi bir kız olduğunu duyup istemeye gitmek için onu ikna ettiler. Kız isteme günü aileler tanıştı. Kızın ailesi mütevazıydı; Arda’nın kolunun olmasını sorun etmediler. Ramazan’ın marangoz olduğunu duyduklarında ise gururla baktılar.
Evin kızı kahveleri getirirken, Arda’nın gözleri dona kaldı. O, ortaokulda aşık olduğu Canan’dı! Böyle bir rastlantı olamazdı, bu bir hayal olmalıydı. Ve o gün, Canan ilk defa onun gözlerine baktı. Aşık olurcasına gülümsedi ve kahvesini ikram etti.
Aileler anlaştı; söz, nişan ve evlilik günü kararlaştırıldı. Nikâh merasimi bittiğinde, ilk defa yalnız kalan Arda, şaşkınlık ve heyecanla sordu:
“Sen beni tanıdın, değil mi? Ben… Ortaokuldaki Arda. Bu bir tesadüf olamaz.”
Canan, gözleri parlayarak cevap verdi: “Tesadüf değil, kader. Seni hiç unutmadım Arda.”
Arda: “Ama nasıl? Yıllar geçti üzerinden. Ben o zamanlar… Hatta kahvemi uzattığında bile inanamadım. Peki neden? Eğer beni hatırlıyorsan… Neden o kadar yıl boyunca tek bir kelime konuşmadın? Neden hiç yüzüme bakmadın?”
Canan: “Ben hep seni izlerdim, Arda. Ders çalışırken ne kadar odaklandığını, o sol elinle sayfaları nasıl çevirdiğini… Diğer çocuklar sana bakarken utanırdın, ben de senin utancını görmekten utanırdım. O yüzden bakışlarımı kaçırırdım.”
Arda: “İşte tam da bu yüzden… Benim kolumun olmaması… Sana yaklaşmama hep engel oldu sanırdım. O takdir belgelerini yan yana alırken bile, sen bana bakmayınca… Ben hiç şansım yok diye düşündüm.”

Canan: (Arda’nın sağlam omzuna dokunarak) “İşte yanıldığın nokta bu. Ben sana gözlerimle değil, yüreğimle baktım. Yüreğimle baktığımda, senin hiçbir eksiğini görmedim. Sadece azmini ve o kocaman kalbini gördüm.”
Mutlu bir ailenin temeli atılmıştı. Bir çocukları oldu. Arda’nın hikayesi kanıtladı ki, aşk ve sevgi olduğu zaman, eksiklikler göz ardı edilir ve görülmez. Önemli olan kalplerimizdeki bütünlük olduktan sonra, mutluluk kesindir.
Yaşadığımız dünyada, ülkemizde ve coğrafyamızda birçok insan var: Bazısının gözü görmez, bazısının ayağı yoktur, bazısının yüzü yanıktır, bazısı ise ‘çok çirkin’ etiketini taşır. Bizler bu farklılıkları ve ‘eksiklikleri’ normal karşılamadığımız an, kalbimizdeki iyimserliği, merhameti ve insanlığı kaybetmeye başlarız.
Oysa bu insanların her birinin kalbi, ruhu ve azmi, bedenlerinin taşıdığı yükten çok daha büyük, çok daha sağlam olabilir. Onların iç dünyasındaki beceriyi, taşıdıkları manevi yükü dışarıdan asla bilemeyiz.

Bu yüzden, başkalarını yadırgamaktan ve yargılamaktan kaçınalım. Gerçek güç, görünür olan fizikte değil; zorluklara rağmen gülümseyebilen kalplerdedir. Önemli olan, kalbimizin bütünlüğünü korumaktır.
Son Söz ve Okuyucu Çağrısı
Arda ve Canan’ın hikayesi, bir insanın eksiklikleriyle değil, ruhunun bütünlüğüyle var olabileceğini; gerçek aşkın ise görme biçimimizi nasıl mucizevi bir şekilde değiştirdiğini kanıtlıyor.
Canan’ın son sözü olan “Ben sana gözlerimle değil, yüreğimle baktım” ifadesi size ne hissettirdi?
Siz de Arda’nın azminden ilham aldınız mı? Hayatınızdaki zorlukları aşarken size güç veren “yürekle görme” anları oldu mu?
Lütfen aşağıdaki yorumlar kısmında, bu gerçek hikaye hakkındaki düşüncelerinizi ve sevginin engelleri nasıl ortadan kaldırdığına dair inancınızı bizimle paylaşın.
Unutmayın: Önemli olan kalplerimizdeki bütünlük!
