HikayelerKorku hikayeleri

Mezarsız Köyün Sırrı

Kadın ölümden deli gibi korkuyordu her gece yatakta dönüp duruyor rüyasında kara bir gölge beliriyordu elini uzatıyordu o gölge soğuk parmaklarıyla dokunuyordu tenine kadın uyanıyordu ter içinde kalp atışları hızlanıyordu “ölmek istemiyorum” diye mırıldanıyordu kendi kendine karanlık odada “ölümün olmadığı bir yer olmalı sonsuz yaşayabilirim belki bir dağ tepesinde veya gizli bir vadide” diye düşünüyor ertesi sabah kalkıyor kocasına anlatıyordu bunları adam kahvaltı masasında oturmuş çayını yudumluyordu “yine mi o rüyalar hayatım” diyordu gülerek “sen ölümü yenemezsin ama belki bir fincan daha çay içerek günü yenelim ne dersin” kadın sinirleniyordu “komik mi geliyor sana ölüm korkum ben ciddiyim ölümün olmadığı yer var diye duydum eski hikayelerde” adam kaşığını bırakıyor “tamam tamam ikna oldum hadi köy köy gezelim belki ölümsüzler köyü buluruz ama önce şu yumurtayı bitir yoksa açlıktan ölürsün” diye şaka yapıyordu kadın gülümsüyordu istemeden “sen de hep şaka yapıyorsun ama göreceksin bulacağız o yeri” böylece yola çıkıyorlardı eski bir arabayla tozlu yollarda ilerliyorlardı ilk köyde duruyorlardı kadın soruyordu köylülere “burada ölüm var mı” köylüler şaşırıyor “ne demek ölüm yok mu tabii var mezarlık orada” diyordu biri adam kadına dönüyor “gördün mü hayatım ölüm her yerde belki eve dönelim” kadın inat ediyordu “hayır devam edelim belki bir sonraki köy” ikinci köyde aynı şey kadın yaşlı bir nineye soruyor “ölümden kaçmanın yolu var mı” nine gülüyor “kızım kaçsan da gelir ama belki şu otu iç ölümü geciktirir” adam araya giriyor “ot mu yoksa zehir mi nine biz ölümsüzlük peşindeyiz” nine kahkaha atıyor “ölümsüzlük mü o zaman mezarlığa gidin oradakiler ölümsüz ama konuşmuyorlar” kadın sinirleniyor “gidelim buradan” arabaya biniyorlar yolda adam diyor “bak gördün mü herkes ölümden bahsediyor belki vazgeç” kadın “hayır sen de inanmıyorsun bana ama bulacağız göreceksin” adam gülüyor “tamam peki ama yolda mola verelim midem gurulduyor ölümsüzlükten önce açlık var” bir kasabada duruyorlar lokantada yemek yiyorlar kadın menüye bakıyor “et yemeği var mı” adam “et mi sen vejetaryensin” kadın “ölüm korkusu yüzünden et yemiyorum belki hayvanlar gibi ölürüm diye ama şimdi acıktım” adam kahkaha atıyor “hayatım sen ölümü yenersin ama açlığı yenemezsin hadi ye şu tavuğu” kadın gülüyor “tamam ama sen de ye yoksa seni bırakır ölümsüz yalnız kalırım” böyle şakalaşıyorlardı yolculuk devam ediyordu üçüncü köy dördüncü köy her yerde mezarlık vardı kadın yoruluyordu ama pes etmiyordu adam her seferinde şaka yapıyordu “bak bu köyde ölümsüz bir kedi gördüm miyavlıyor ama ölmüyor belki ondan sır alalım” kadın “dalga geçme lütfen” diyordu ama gülümsüyordu adam “tamam hayatım senin için ölümsüz olacağım söz ama önce şu haritaya bakalım belki gizli bir köy var” haritayı açıyorlardı eski bir yol gösteriyordu ormana doğru gidiyorlardı arabayı bırakıp yürüyorlardı orman karanlıktı dallar arasında rüzgar uğulduyordu kadın korkuyordu “ya vahşi hayvanlar varsa” adam “vahşi hayvan mı senin ölüm gölgen daha korkunç” diye takılıyordu kadın yumruk atıyordu koluna “sus hadi” ormandan çıkınca bir vadi gördüler aşağıda küçük bir köy evler taştan yapılmış duman tütüyordu bacalardan indiler köye yaklaştılar dikkat ettiler mezarlık yoktu hiç taş yoktu ölüler için kadın heyecanlandı “bak gördün mü mezar yok burada ölüm yok galiba” adam etrafa bakıyordu “evet garip yaşlı insanlar var yüzleri kırışık ama gözleri canlı” köylülerden biri yaklaştı yaşlı bir adam “hoş geldiniz yabancılar ne arıyorsunuz” kadın “ölümün olmadığı yer burası mı” yaşlı adam gülümsedi “burada ölüm yok evet kalın görün” adam kadına döndü “tamam hayatım burası olsun ama önce bir ev bulalım” köylüler misafirperverdi onlara bir ev gösterdiler küçük taş bir ev bahçesi vardı yerleştiler kadın mutluydu “gördün mü ölüm yok burada sonsuz yaşayacağız” adam “evet ama önce şu bahçeyi ekelim yoksa açlıktan ölürüz şaka şaka ölüm yok ya” kadın gülüyor “sen de hep açlık diyorsun” günler geçti köyde hayat sakindi insanlar çalışıyordu tarlalarda hayvan besliyordu ama kimse yaşlanmıyordu sanki kadın her sabah uyanıyor derin nefes alıyordu “ölüm yok burada rüyalarım bile gitti” adam tarlada çalışıyordu köylülerle konuşuyordu “neden mezar yok burada” diye soruyordu köylüler “ölüm yok ki mezar olsun” diyordu gülerek adam şüpheleniyordu ama kadına söylemiyordu aylar geçti kadın bir gün hasta hissetti öksürmeye başladı ateşlendi yataktan kalkamıyordu adam endişelendi “hayatım neyin var” kadın “bilmiyorum belki soğuk aldım ama ölüm yok ya iyileşirim” adam doktora gitmek istedi ama köyde doktor yoktu köylüler “hasta mı biz bakarız” diyordu adam “nasıl bakacaksınız” köylüler “biz biliriz ölüm yok burada” kadın yatakta yatıyordu gittikçe zayıflıyordu teni soluyordu adam yanındaydı “korkma hayatım geçecek” kadın gülümsüyordu zorla “evet ölüm yok ama yorgunum” adam dışarı çıkıyordu köylülerle konuşuyordu “karım hasta ne yapalım” köylüler “bekleyin biz hallederiz” diyordu gizemli bir şekilde adam geceleri uyuyamıyordu karısının yanında oturuyordu elini tutuyordu “hatırlıyor musun yolculuktaki şakaları ölümsüz kedi diye dalga geçiyordun” kadın gülüyor öksürerek “evet sen de hep açlık diyordun” adam “evet şimdi de açım ama sen iyileş” böyle konuşuyorlardı günler geçti kadın daha kötü oldu bir gün adam tarladan döndü ev boştu karısı yoktu yatakta yoktu etrafa baktı seslendi “hayatım neredesin” cevap yok kapı çaldı komşu kadın geldi elinde tencere buhar çıkıyordu “afiyet olsun” dedi “eşin hasta ya biz pişirdik birazını sana gönderdik et yemeği sıcacık” adam şaşırdı “karım nerede” komşu “dinleniyor sen ye” diyordu adam acıkmıştı karısı yok diye düşündü yemeği aldı oturdu yedi tadı güzeldi et yumuşaktı baharatlıydı çok lezzetliydi kaşık kaşık yedi bitirdi akşam oldu karısı hala yok adam endişelendi dışarı çıktı komşuya gitti kapıyı çaldı “karımı gördünüz mü” köylüler içerideydi “evet gördük artık öldü” adam dondu kaldı “ne ölmesi delirtmeyin beni ölüm yok burada nerede o zaman” komşu gülümsedi “bugün tatmadın mı tencereyi sana gönderdik ya” adam midesi bulandı kusacak gibi oldu “saçmalamayın diye bağırdı anlatın bana” komşular güldü “eşin çok hastaydı değil mi iyileşmedi bizde ölüm yok ama açlık var hasta olanları biz ölmeden öldürüyoruz” adam “o yüzden mi köyünüzde mezarlık yok” diye sordu titreyerek komşusu “evet biz eti boşa harcamayız her hasta kişinin sonu budur” adam korktu deli gibi o hışımla evden çıktı koşmaya başladı köyden uzaklaştı ormana doğru koştu dallar yüzünü çiziyordu ama durmuyordu koşarken anladı ki karısının bu korkusu yüzünden küçük bir hastalıkla bile olsa yaşayacağı hayatı erken bitirmişti ama bu köye geldikleri için ölümü erken tattığını fark etti içinden “keşke sana inanmasaydım ölümden kaçış olmayacağını anlasaydım belki yaşardın şuan benimle olurdun ölmezdin” diye düşünüp ağladı gözyaşları aktı yüzünden gece karanlığında yoluna devam etti ama arkasından gelen ayak seslerini duyuyordu köy onu bırakmayacaktı sonsuza kadar peşinden gelecekti orman derinleşti adam tökezledi düştü kalktı koştu daha hızlı ama sesler yaklaşıyordu köylülerin gülüşleri gibiydi rüzgarda adam durdu nefes nefese etraf karanlıktı “hayatım” diye mırıldandı “senin yüzünden değil benim yüzümden inanmadım sana” diye düşündü ama artık geçti köyün sırrı ortaya çıkmıştı ölümsüzlük yalandı sadece açlık vardı ve et boşa gitmiyordu adam koştu koştu ama sabah olduğunda ormandan çıkamadı köylüler onu buldu “hoş geldin komşu” dediler “artık sen de bizdensin sonsuza kadar” adam çığlık attı ama sesi ormanda kayboldu kimse duymadı hikaye bitti ama korku devam etti her köyde her evde ölüm bekliyordu belki de en kötüsü ölümsüzlük hayaliydi kadın rüyasında görüyordu gölgeyi ama şimdi gölge gerçekti köyde yaşıyordu sonsuza kadar et olarak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir