Aşk HikayeleriHikayeler

Söylenmemiş Aşklar ve Çalınan Hayatlar

Papatya’nın İmtihanı: Söylenmemiş Aşklar ve Çalınan Hayatlar

I. Gençliğin Büyük Kaçışı

Papatya, adının aksine, hayatının baharında soldurulmuş bir çiçeğin hüznünü taşıyordu. Henüz 17 yaşındayken, Süleyman’ın tutkulu vaatlerine, ışıltılı gözlerine ve aralarındaki 20 yıllık yaş farkına rağmen kabul ettiği büyük aşka teslim oldu. Süleyman, olgun ve dünyayı görmüş haliyle Papatya’nın saf kalbini kolayca fethetti. “Karım beni anlamıyor, sadece boşanmam an meselesi,” demişti. Papatya’nın zihninde o an sadece tek bir şey vardı: Süleyman’ın karısı olmak.

Kaçışları, Papatya’nın ailesi için bir utanç, onun içinse özgürlüğe atılmış cüretkâr bir adımdı. İlk aylar, Süleyman’ın lüks giyim mağazasının getirdiği refah ve Süleyman’ın ilgisiyle bir rüya gibi geçti. İlk göz ağrıları, nazlı mı nazlı, tıpkı annesi gibi güzel Leyla doğduğunda, Papatya bu rüyanın sonsuza dek süreceğine emindi. Ardından, Leyla’nın aksine daha sakin, evin neşesi olacak daha sonraları Berk dünyaya gelecekti.

II. Solan Güzellikler ve Acı Gerçekler

Ancak, rüya yavaşça kâbusa dönmeye başladı. Aylar, yıllar birbirini kovaladı ama Süleyman’ın boşanma sözü havada asılı kaldı. Evlilik cüzdanı, Papatya’nın asla sahip olamadığı bir kağıt parçasıydı. Üstelik, Süleyman’ın eski karısı, sık sık evlerine gelip ortalığı karıştırıyor, Papatya’nın yerini ve huzurunu tehdit ediyordu. Papatya’nın yanaklarındaki pembelik solmuş, yerini daimi bir yorgunluk ve kaygı almıştı.

Süleyman’ın karakteri de zamanla erozyona uğradı. Mağazası hala iş yapıyordu ama adam, çalışmak yerine evde oturmayı, gününü tembellikle geçirmeyi tercih ediyordu. Papatya ise, çocuklarının geleceği ve evin ihtiyaçları için iğne oyasına, dikiş nakış işlerine sarıldı. Evine maddi destek sağlıyor, kimseye yük olmamak için didiniyordu.

III. Bedelsiz Ekmek ve Aşağılama

Papatya, gözleri kan çanağına dönene kadar çalışıyor, kazandığı her kuruşu eve getiriyordu. Ama Süleyman’dan ne bir teşekkür ne de bir takdir görebildi. Aksine:

“Ne yaparsan yap, bedava ekmek vermem sana. Çalışacaksın mecburen,”

…gibi aşağılayıcı sözlerle karşılaşmaktan yorulmuştu. Papatya’nın büyük aşkı, yerini derin bir sevgi yitimine ve zorunluluktan doğan bir tahammüle bırakmıştı. O artık Süleyman’ın karısı değil, Leyla ve Berk’in annesiydi ve bu iki can için o adamla aynı çatı altında yaşamak zorundaydı.

Zamanla Süleyman, çalışmayı tamamen bırakıp Papatya’nın kazancına göz dikti. Papatya, dikiş nakıştan kazandığı tüm parayı, evin kirası, mutfak masrafı ve hatta Süleyman’ın ihtiyaçları için harcadı. Eşyasız evlerine aldığı her yeni parça bile onun emeğinin karşılığıydı. Ama yine de Süleyman’a yaranamamıştı.

IV. Yoğun Bakım ve Acımasızlık

Beden bu ağır yükü daha fazla taşıyamadı. Sürekli çalışmak, uykusuzluk ve kocasının kahrını çekmek, Papatya’yı bitkin düşürdü. Bir gün, dikiş makinesinin başında yığıldı. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar aşırı stres ve tükenmişlikten kaynaklanan ciddi bir rahatsızlık teşhisi koydu. Papatya, hayat mücadelesi verirken 15 gün yoğun bakımda kaldı. Ölecek miydi? Kimse bilmiyordu. Leyla ve Berk, annelerinden uzakta, babaları ve akrabalarının gözetimindeydi.

Papatya hastanedeyken, evde kalan Süleyman’ın akrabası Yeliz, acımasızlığını gösterdi. Papatya’nın biriktirdiği küçük eşyaları, hatta yeni aldığı bazı kıyafet ve takıları bile kullanmış ve çalmıştı. Papatya hayatla pençeleşirken, evinde, onun yokluğunda, emeği yağmalanıyordu.

Papatya’nın İmtihanı: Yoğun Bakım Sonrası Yeni Bir Savaş

(Önceki bölümlerin özeti aynı kalır: Yoğun bakımdan dönüş, Yeliz’in hırsızlığına öfke ve Süleyman’ın değişmezliği. Oyunun bir kaçış yolu olarak başlaması.)

VII. Sanal Bir Kaçış: Oyun

Papatya, günün belirli saatlerinde –özellikle de Süleyman mağazada olduğu zamanlarda– o sanal dünyaya dalmaya başladı. Telefonunun parlak ekranı, dikiş makinesinin başında geçirdiği uykusuz geceleri, Süleyman’ın aşağılamalarını, Leyla ve Berk’e yetememe endişesini unutturan kısa bir mola yeriydi. Orası, kimsenin ona bedavadan ekmek yiyorsun demediği, kendi inşa ettiği, kontrol edebildiği tek dünyaydı.

Fakat Papatya’nın bu küçük huzur anı da çok uzun sürmedi.

Kocası Süleyman, her eve geldiğinde bu manzara ile karşılaşıyordu: Papatya, kulaklığını takmış, yüzünde bir anlık tebessümle telefona odaklanmış.

Süleyman’ın öfkesi, kapıdan içeri girer girmez Papatya’nın üzerindeki o anlık huzura yönelirdi. İlk başta sert bir bakış atar, sonra yüksek sesle söylenmeye başlardı:

Yine mi o elindeki zımbırtı?! Sen ne işe yararsın bu evde? Ben sabahtan akşama kadar dükkânda dirsek çürütüyorum, sen burada elinde telefonla keyif yapıyorsun! Hep oyun oynuyorsun diye sitem de ediyordu. O telefonun parasını kim ödüyor, o internetin faturasını kim getiriyor sanıyorsun? Hemen kapat o lanet şeyi, eline al bir süpürge! Zaten hastaneden yeni çıktın, yine hastalanacaksın o telefon yüzünden!”

Papatya’nın tek sığınağı da artık Süleyman’ın kontrolüne girmişti. Oyun, bir rahatlama aracı olmaktan çıkıp, yeni bir aşağılanma ve suçlama kaynağı hâline gelmişti. Evde, Leyla ve Berk’in masumiyeti arasında sıkışıp kalan Papatya, şimdi hem fiziksel hem de psikolojik olarak yeni bir savaşa sürükleniyordu.

Papatya’nın İmtihanı: Sürdürülen Savaş ve Bir Sesin Doğuşu

VIII. Çocuklar İçin Direniş ve Kardeşlerle Bağ

Papatya, artık o büyük aşktan eser kalmayan, soğuk bir evlilikte yaşıyordu; ancak hayatının iki güneşi vardı: Büyümekte olan sevgili kızı Leyla, ki o artık okula başlamıştı, ve ara sıra hastalanan ama her şeye rağmen sağlıklı bir şekilde gelişen küçük oğlu Berk. Papatya bu iki can için nefes alıyor, onlar için savaşıyordu.

Telefonundaki oyun, sadece bir kaçış değil, aynı zamanda koparılmaya çalışılan bir bağın da aracı olmuştu. Memleketin farklı köşelerinde yaşayan kardeşleri vardı Papatya’nın. Onlar da aynı oyunu oynuyor, belirlenen saatlerde buluşup hem oyun oynuyor hem de sohbet edip dertleşiyorlardı. Bu sohbetler, Papatya için hayati bir nefes alma molasıydı.

Ancak Süleyman’ın dırdırı ve kıskançlığı bu sanal buluşmalara da sıçradı.

“Ne bu kardeşlerinle sürekli telefon başındaki zırvalık! Sanki hayatınızda işiniz gücünüz yok! Bütün gün dedikodu yapıp kafa mı ütülüyorsunuz orada? Git biraz evin işiyle ilgilen, hep oyun oynuyorsun diye sitem de ediyordu.”

Süleyman’ın hoşuna gitmeyen bu küçük mutluluk anları, Papatya’nın ruhunu besleyen tek kaynaktı. Yıllar bu sitemler, bu dırdırlar ve Papatya’nın bitmek bilmeyen çabalarıyla geçti.

IX. Durgun Sularda Yaşlanmak

Yıllar geçti. Süleyman, Papatya’yı kaçırdığından beri verdiği boşanma sözünü asla tutmadı. Hâlâ resmen evli olduğu karısından ayrı yaşasa da, Papatya’ya da bir gün olsun huzur vermedi. O, eskiden mağaza sahibi olan, genç karısının hayran olduğu Süleyman değil; evde oturan, huysuz ve sürekli dırdır eden bir adamdı.

Süleyman artık yaşlanıyordu. Eskisi gibi güçlü, zinde değildi ama dırdırcılığı hiç azalmamıştı. Papatya ise, tüm o hastalıklara, kahrına, aşağılamalara rağmen ayakta kalmış, çocuklarını büyütmüştü. Halen elinden geleni yapıyor, evi çekip çeviriyor, Süleyman’ın haksız sitemlerine karşı sabırla mutlu olmaya çalışıyordu.

X. Bir Mirasın Başlangıcı

Arada sırada, Papatya kendisi gibi gurbette olan veya yakın şehirlerdeki kardeşlerini yemeğe çağırırdı. O günlerde evde bir nebze olsun neşe ve dayanışma rüzgarı eserdi. Bir gün, yine böyle bir kardeşler buluşmasında, Papatya yaşadıklarının ağırlığı altında ezilmiş bir anında, yanında oturan bir yakınına fısıldadı:

“Ne olur, bütün bunları yaz. Benim bir hayat hikâyemi yaz. Herkes bilsin.”

Bu sözler, Papatya’nın tüm çaresizliğine rağmen içindeki direnişin ve sesini duyurma arzusunun kanıtıydı. O, yıllarca dikiş makinesinin başında, ocağın başında, Süleyman’ın gölgesinde görünmez kalmıştı ama artık hikayesiyle var olmak istiyordu.

Papatya, halen mutsuzdu, ama halen savaşıyordu. Leyla ve Berk için bu hayatta kalma mücadelesi devam ediyordu.

Bu hikâyenin devamı mutlaka gelecektir. Papatya’nın hayatı, daha yazılacak çok bölüm barındırıyordu. Ancak, Papatya’ya bu kadar acı çektiren, onun emeğini hiçe sayan ve şimdi yaşlanan Süleyman’ın, bir gün bu satırları okuyup okuyamayacağını Allah biliyordu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir