UYUMAZ İHSAN: BİTMEYEN NÖBET
Güneş, Anadolu’nun bu uzak dağ köyünün ardına çekilirken, gökyüzü önce kızıla, sonra ağır bir mora boyanırdı. Köyün üzerine çöken o puslu karanlık, her canlı için bir huzur ve dinlenme müjdesiydi. Ahırlarda hayvanların sesleri kesilir, pencerelerdeki gaz lambaları birer birer karartılır, kapılar sürgülenirdi. Ancak bu köyün orta yerinde, kerpiç bir evin pencereleri hiç sönmezdi. O evin içinde İhsan, dünyanın en ağır yükünü, uyanık kalmanın azabını tek başına taşıyordu.
İhsan için uyku, artık sadece masallarda anlatılan bir efsaneydi. Tam yedi aydır gözlerine tek bir damla uyku girmemişti. Göz kapakları sanki görünmez eller tarafından yukarıya çivilenmişti. Bedenen tükenmişti, ayakları onu taşıyamayacak kadar pelteleşmişti ama zihni… Zihni sanki binlerce arının aynı anda vızıldadığı bir kovan gibi hiç durmuyordu.
